Muhteşem Yüzyıl otelleri
İlgiyle izlemiştim meşhur dizimizi. Hatta bazı bölümleri ikişer kez. Hiçbir bölümünü kaçırmadan... Yakınlarım biraz şaşırmıştı: " Ya sen böyle kaptırmazdın, dizi falan izlemezdin. Hayırdır, tarih mi ilgini çekti bu dizide? Oyunculuklar mı? Nedir bu merakın?"
Dedim ki: " Bu nedir biliyor musunuz, ne görüyorum bu dizide? Bu otel yahu! Bu otelin ta kendisi... İlgi ile izliyorum olanları. Ve çok merak ediyorum gelişmeleri..."
“Nasıl yani? Ne ilgisi var otelle?"
" Bakın... Pargalı; genel müdür, Sümbül Ağa; operasyon müdürü, Bali Bey; güvenlik müdürü, Şeker Ağa; mutfak şefi, Harem; animasyon, EbuSuud Efendi; mali müşavir, Yeniçeriler; güvenlik, Ferhad Ağa; otel doktoru, Gül Ağa; eğitim müdürü, Daye Hatun; executive housekeeper, Leo; otel ressamı..... Daha sayayım mı? Ve tabii ki Sultan Süleyman; patron... Valide Sultanlar, şehzadeler hatta Hürremleri de görmek mümkün bazen..."
Otelin kapasitesine göre kişiye özel butler servisleri; saraydaki bazı ağa ve hatun kişiler gibi. Ve protokol sorumluları, yakın korumalar da olabiliyor. Vezirler de departman müdürleri ya da koordinatörler...Bir yönetim seması var ve otel ile çok benzer...
Terfiler, görevden uzaklaştırmalar, entrikalar, fırsatlar, toplantılar, kulisler... Neyse ki bizde gerçek anlamda kellesi giden olmuyor. Ama zincir otel olup, bulunduğu otelde yetki aşımlarına başlayan ve haddini aşarak patronu kızdıran müdürlerin yolcu edildiği görülebiliyor, Pargalı misali...
E tabii, “ Maaile” , yani bütün ailenin mevcut olduğu otellerde, Valide Sultanlara, şehzadelere, gelin ve damatlara da ayrı bir dikkatle yaklaşmak gerekiyor.
Yıllar önce katıldığım bir İnsan Kaynakları kongresinde standları dolaşırken aniden bana yöneltilen bir mikrofon, ilk canlı yayın deneyimim olmuştu:
_Hoşgeldiniz. Nerden katılıyorsunuz?
_Merhaba...Ben... Alanya’dan geldim.
_Alanya’dan? Hangi sektör acaba?
_Otel.. Turizm...
_ Aaaa, ne güzel... Kongrede başka otelci ile karşılaşmadık. Peki sizce ülkemizde İnsan Kaynakları’nın gelişmesindeki en büyük engel nedir?
İlk röportajımda güzel bir cevap vermeliydim. Ve inanmalıydım da cevabıma...
_Gelirken aklımda bir fikir vardı. Burada katıldığım paralel oturumlarda bu fikrim daha da pekişti. Bence bu konuda, gelişimin karşısındaki en büyük engel "Aile şirketleri"...
Ülkemizde, Avrupa nın aksine, aile şirketlerinin 3. kuşağı görmesi pek nadir olur deniliyor. Sanırım, güneyde de durum aynı...
Evet, durum böyleydi. Geçen yıllarda da değişmedi hatta daha vahim düzeylere geldiğini söyleyebilirim. “Kurumsallık” kelimesi neredeyse telaffuz edilmez oldu.
Sektörümüzde, yatırımcı, tabii ki riskin en büyüğünü üstlenen tarafta. Ancak, sadece tesisin değil, bölgenin, sektörün hatta ülkenin gelişimi için müdahalelerinin hem niteliği hem niceliği çok önemlidir. Liyakat yoksunluğu ve nepotizm her yerde olacağı gibi sektörümüzde de olumsuz etkiler yaratıyor.
Halbuki, iyi bir misafir olup iki adet detaylı rapor incelemesi yapmak gidişatla ilgili tüm ipuçlarını verir. Aylık, haftalık hatta istenirse günlük olarak elde edilecek raporların sunduğu doneler, tüm departmanların durumunu net bir şekilde ortaya koyar. Bu konu ile ilgili çok iyi “Rapor analizi” eğitimleri vardır.
Aylık olarak hazırladığım “Yönetim Rapor” larını, zaman içerisinde, üzerinde kafa yorarak, yatırımcı ile mümkün olan tüm empatileri deneyip, bir klasörden tek bir A4 e dönüştürüp sunduğumda; “ Hah, işte bu !” dediğini ve raporu bayrak gibi sallayarak zincirin diğer otellerine götürüp “ Siz de bundan sonra her ay böyle hazırlayın” dediği günü hatırlıyorum. Kendisi artık yeterince tecrübeliydi ve onun tüm angaryalardan sıyrılıp genel durumu en net şekilde görmesini sağlamıştım. En önemli kazancı “zaman” olmuştu ve tüm dikkatini-enerjisini yeni yatırımlara yönelmek veya mevcutları geliştirmek için kullanabilirdi artık.
AMA.... “ Yok, biz böyle iyiyiz. Hayal ettiğimizden daha yüksek bir yaşam standartına kavuştuk. En iyi arabalara biniyoruz. Hem, işin başında olmak iyidir. Domatesten peynire, ampulden paspasa biz takip ederiz. Ayrıca, konforlu bir yaşam bu. Personel arasında olanlar da magazin keyfi. Zaten başka ne yapılır ki? Gezmekse, yok, yurtdışını pek sevmiyoruz. Hatta buradan uzaklaşınca, ayrıcalıklı bir hizmet göremediğimizden stres oluyoruz. Ayrıca çok bahşiş vermek gerekiyor başka yerlerde iyi hizmet alabilmek için...Örnek alacağımız uygulamalar da yok. Hem biz kazandığımıza göre, en doğruyu yapıyor olmalıyız zaten. Yani, Siz bilirsiniz, milyon euroluk tesisi sizin kontrolünüze bırakacak değiliz. Yarın ilan versek, yüzlerce başvuru olur.”.... diyorsanız....
30 yıldır birkaç fiziki eklenti dışında hiçbir gelişme göstermemiş tesislere şahit oluyorsunuzdur. Ve durmak, zaten gerilemek anlamına geliyor günümüzde.
“Böyle yaklaşımlara maruz kalacağınızı anladığınız işletmelere, sayın profesyonel yöneticiler, ceketinizi asmayın bile...” demişti bir seminerde Değerli Ulaş Bıçakcı...
Lütfen Bekleyin.