26.05.2020
Kullanıcı Adı:   Şifre:   Beni Hatırla

Yeni Üye  |  Şifremi Unuttum

Haber Ara




Yazarlar

Gezinomi.com


Otelleri.net
Türkiye Otelleri otelleri.net adresinde.


Yazarlar - KAYHAN TANER ÖZEN
ALL INCLUSIVE

 

 
 
Virüs salgını sonrası turizmin nasıl olacağı konusunda turizm otoriteleri tarafından birçok fikir, proje, tahmin ortaya atılıyor. 
 
Güzel olan şu ki, çok sayıda kişi turizm sektörü ve onun geleceğine kafa yoruyor. 
 
Turizm sektörü üzerine,  entelektüel seviyesi sürekli yükselen, araştırmalar, açıklamalar, yorumlar turizm platformlarının diğer sektörler tarafından özenle izlenilmektedir. 
 
Son günlerde Turizm otoritelerinin gündemden düşürmedikleri konu ise “her şey dahil” sistemidir.
 
Türk kıyı tatili turizmi için her zaman gündemde olan, sıkça eleştirilen konu olan her şey dahil sistemi pandemi ile yine gündemdedir. 
 
Bilindiği gibi Antalya ve Dalaman destinasyonlarındaki otellerin işletmesi her şey dahil sistemiyle sürmektedir ve Türkiye’ye kıyı tatili için gelen, genellikle aile olarak tatil yapan,  misafirler de her şey dahil konaklamayı tercih ettikleri için Antalya, Dalaman seçimini
yapmaktadırlar. 
 
Her şey dahil sistemine yapılan eleştirinin dayanağı ise turistin otellerden çıkmaması, dışarıda harcama yapmamasıdır. 
 
Bu eleştirinin dayanağı doğrudur, ama haksızdır. 
 
İngiltere’den Lara’daki bir otele beş yıldır gelen ve henüz Antalya’yı bir kez bile ziyaret etmemiş aileyi biliyoruz. 
 
Anlaşılıyor ki, örnek ailemiz ve benzerleri, her biri yalancı bir cennet olan, beş yıldızlı her şey dahil hizmet veren otellerinden çok memnunlardır  ve dışarı çıkmak için iyi bir sebep bulamamaktadırlar.
 
Türk ve dünya turizminin geleceğinin tahayyül edilemeyecek bir belirsizlikte olduğu, yaşadığımız günlerde, Türk kıyı turizminin sorununu her şey dahil sistemde aramak ise açıkça haksızlıktır. 
 
Türk kıyı turizminin otellerinin geçmişteki işletme sistemlerine ve bugününe bakarsak virüs salgını sonrasında da otellerin iş yapış tarzlarının nasıl olacağını kolayca görebiliriz.
 
2000 yılına kadar Antalya ve Dalaman civarında oteller yarım pansiyon çalışırdı. 
 
Kahvaltıda bile omlet, portakal suyu gibi birçok ürün ekstra ücrete tabi servis edilirdi. Çoğu otel açık büfe olan akşam yemeğinde bırakınız içkiyi, suyu bile ekstra olarak servis ederdi.  
 
Elbette gün boyu yeme içme hizmetleri ekstra olduğu için aktiviteler barların, snacklerin iş yapmasına göre düzenlenirdi. 
Otellerin mimarisi bile yapılacak ekstra harcamaları teşvik edici tarzda belirlenirdi. 
 
Odalara Fransız balkonlar yapılırdı, böylece müşteri odasında kalmasın, genel mekanlara inip harcama yapsın diye düşünülürdü.
Barlar, restoranlar en kolay ulaşılabilir ve görünür şekilde dizayn edilip, tefriş edilirdi.
 
Otellerin acentelere verdikleri half board fiyatları paketi ucuz tutmak isteyen acenteler tarafından baskılandığı için otellerin yatırımcıları asıl kârı ya da yatırımın karşılığını yapılan ekstra harcamalardan beklerlerdi. 
 
Bu durumda otel genel müdürlerin başarısı da yaptırdığı ekstraya göre ölçülürdü. 
 
Genel müdür de satışı artırmak için iyi satış yapabilen barmenler, garsonlar bulmak durumundaydı. 
 
İyi eğitimli, güngörmüş, ağzı laf yapan, Almancayı iyi bilen, müşteriyi etrafında toplayıp bara bağlayacak, pazarlama dehası barmenler de kolay bulunmaz, bu niteliklere haiz olanlar da sadece maaş ve tiplerle yetinmez bir de komisyon isterlerdi. 
 
Yüksek kalibre garsonlarda kolay bulunmazdı. 
yiler sürekli oteller arasında transfer olur, peşlerinden bazı yakın oldukları müşterileri sürüklerlerdi.
 
Harcamalar düşmesin diye restoranların çıkışında bir şef bekler ve dışarı yiyecek çıkarılmasını engeller, otel girişindeki bellboy da elinde poşetlerle gelen misafire surat asardı. 
 
Otel dışındaki yiyeceklerin sağlığa zararlı olabileceği propagandası da turiste her aşamada yapılırdı. 
 
Misafir yeter ki otelde kalsın ve para harcasın. 
Hedef buydu.
 
İşin diğer tarafındaki misafir de harcama yaparken ödediği paranın karşılığını en iyi şekilde alabilmenin derdinde idi. 
 
Çocuk “Mama Ich habe ein wasser getrunken” der, papa homurdanırdı. Saat on da kahvaltı servisi biter 10,30 da çocuk acıktım diye
çıkagelir yine papanın suratı asılırdı.
 
Neyse ki her otelin kapısına mevzilenmiş, sağ olsun belediyeler, kaçak göçek barlar restoranlar peyda olmuştu. 
 
Öğleyin acıkan buralarda türkische pizzasını yer otelin üçte bir, hatta dörtte bir fiyatına karınlarını doyururlardı. 
 
Akşam olunca da, yemeği müteakip, sıkı içiciler baraka barlara akın edip otelde yapacağı sohbeti bire dört hatta beş verimlilikte bu ucuz barlarda yaparlardı. 
 
Baraka barların barmenleri de sıcakkanlılıkta otel barmenlerini aratmazlardı.
 
Bir yanda yüz milyon $ maliyetli otel, kapısında yirmi bin TL maliyetli bar misafirin yapacağı ekstran pay almak için rekabet ederlerdi. 
 
Kazanan da elbette küçük esnaftı.
 
Evet 90’ların sonuna kadar her şey dahil yoktu ve turist dışarı çıkardı ama harcama yapmak için değil, yapmamak için çıkardı.
 
Bu ortamda yeni açılan Sarıgerme Magic Life’ın genel müdürü misafirlerine ekstra yaptırma ve patronuna yapılan yatırımın karşılığını kazandırma derdinde idi. 
 
Fakat misafiri otelin içine kilitleyemeyeceğine göre ne yapılabilirdi. 
 
Almanya’da turizm otelcilik eğitimi alan GM sıkıntısını ziyaretine gelen ve Bodrum’da küçük bir otel işleten okul arkadaşına anlattı. İkili kafa kafaya verip çözüm ararken küçük otel işletmecisi olan arkadaşı ‘neden Bahamalar’daki gibi her şey dahil işletmiyorsun’ fikrini ortaya attı. 
 
Kısa süren olurdu olmazı tartışması ve hesaplamalardan sonra olabileceği fikrinde uzlaştılar. 
Böylece Türk turizminde bir “süreç innovasyonuna” adım atıldı. 
 
Patrona soruldu ve Avusturya’daki patron da neden olmasın deyince “Alles drin” sloganıyla ertesi yılki kataloglara Magic Life her şey dahil olarak girdi. 
 
Her şey dahile öyle bir talep geldi ki acente kendi işletmediği otellerden de bu konsepti istedi. 
 
Sistemin adı Alles Drin’den, Alles Inklusive’e sonra da All Inclusive’e evrildi. 
 
İki yıl içinde all inclusive paket yapmayan acente ve all inclusive çalışmayan otel kalmadı.
 
2000’li yılların başından itibaren yaşanan Türk turizmindeki patlamanın bir nedeni Rus pazarıysa da asıl nedeni her şey dahil sistemidir. 
 
Antalya ve Dalamanın genelde aile olan müşterisi bu tarzı sevdi. 
 
Artık memleketinde taksitle faturayı ödeyen baba otelde ne harcarım derdinden, çocuklar ve hanım da stresten kurtuldu. Harcama sürprizlerinden korkan daha alt gelir grupları da paket müşterisi olmaya başladılar. 
 
Elbette rakip ülkelerde zamanla her şey dahil sistemine doğru rotayı kırdılar.
 
Otel yatırımcısı da halinden memnundu. Artık barmen, garson sıkıntısı bitmişti. Verilen hizmet komi hizmetine dönmüştü. Otel içi harcama bürokrasisi de ortadan kalktı. Kayıp kaçak kollama derdi kalmadı. 
 
Patron sadece kişi başı maliyet hesabına odaklandı.
 
Genel müdür maliyet ile satış fiyatı arasındaki marjı ne kadar açarsa kâr o kadar artar pozisyonuna gelindiğinden otel yönetim
anlayışı da değişti. 
 
Otel yönetimi içeri herkes girsin dışarı kimse çıkmasın anlayışından, içeri kimse girmesin dışarı herkes çıksın anlayışına yöneldi. 
 
Sanılanın aksine her şey dahil otel işletmecisi de müşteri dışarı çıksın istiyor. 
 
Otelde kalıp maliyete sebep olan müşteri istenmiyor. 
 
Son yirmi yıldır büyük balkonlu otel odaları inşa ediliyor. 
 
Yeter ki müşteri genel mekanlara gelip yiyip içmesin ve maliyet artmasın.
 
 Öyle ki bazı otellerde ana restoranı bulmak bile harita bilgisi gerektiriyor.
 
Sonuç olarak Türk kıyı turizminin geleceği yine her şey dahil sisteme bağlıdır. 
 
Pandemi bu gerçeği değiştirmez. 
 
Yeter ki pazar ülkelerdeki aile yapıları bozulmasın. 
 
Elbette bir Rus, Alman ebeveyn bugünkü koşullarda Antalya tatili almaz. 
 
Ama pandemi paniği geçtikten sonra da seve seve Antalya ve Dalaman destinasyonları için para harcar. 
 
Üstelik mevcut sistemi değiştirmek otellerde yeni maddi yatırım gerektirir. 
 
Maddi sorun çözülür fakat Antalya’daki beş yüz dört ve beş yıldızlı otele Rusça, Almanca, İngilizce konuşabilen, pazarlama dahisi beş bin barmeni nereden bulacaksınız.  
 
Her şey dahil kalkarsa Türk turizminin kalkınacağını düşünenler, otel dışında  turistin ilgisini çeken ve harcama yapmaya yönelten ne
gibi aktiviteler yapılabilir ona kafa yorsunlar. 
 
Beş kez Lara’ya gelen ve bir kez bile (neredeyse yürüme mesafesindeki) Antalya şehir merkezine gidip görme ihtiyacını hissetmeyen aileyi analiz etsinler.  
 

17-05-2020 23:17
Önceki Yazıları
BANKACILIK VE TURİZM
19-04-2020 23:38 | 1 Yorum | Yorumlar
SRİLANKA
09-05-2019 12:01 | Yorumlar
KONYAALTI PLAJI
30-01-2018 16:07 | 1 Yorum | Yorumlar

(Paylaşmak için önce 'Beğen'i tıklayınız.)
 
 
Kullanıcı Yorumları
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.

Yazıya Yorum Gönder
Başlık:
 
İsim yada Rumuz:
 
E-Posta:
     
Yorum:
 
Bunları Okudunuz mu?
Diğer Haberler
Yorumlar