23.11.2017
Kullanıcı Adı:   Şifre:   Beni Hatırla

Yeni Üye  |  Şifremi Unuttum

Yazarlar - KAYHAN TANER ÖZEN
LEWES

 

Londra’nın güneyinde Lewes adında tipik bir İngiliz kasabası yer almaktadır.
 
Kasabada görülmeye değer bahçeleri ve şimdi müze olarak kullanılan zamanın soylusunun bir şatosu vardır.
 
Müzede Lewes’in geçmişi ile ilgili bir belgesel izletilmektedir.
 
Belgeselde esas olarak 1215 yılında soylularla yaptığı savaşı kaybeden Kral John’nun imzalamak zorunda kaldığı ve birtakım haklarını terk ettiği Magna Carta anlaşmasından bahsedilmektedir. 
 
Bu savaş Lewes kasabasında cereyan etmiştir.
 
Kraliyet aileleri tarafından istenmeyen sonuçlar doğuran bu anlaşmadan sonra bugünkü kraliçe Elizabeth’in babası VI. George’un 1936 yılındaki ziyaretine kadar hiçbir kral ve kraliçe Lewes Kasabasına ayak basmamıştır. Halbuki kraliyet ailesinin kullandığı Windsor Kalesi bir at binimlik mesafededir.
 
Bu olay Anglo Sakson dünyasının hafızasının ne kadar güçlü olduğunun bir örneğidir.
 
Biz Akdenizliler günlük yaşarken Batı’da Birleşik Krallık, Kuzeyde İsveç ve Norveç. Doğuda Almanya ve Güneyde İsviçre ve Fransa’nın Kuzeyini kapsayan bu coğrafyanın halklarının hafızaları vardır.
 
Üstelik hafızalarını sağlıklı tutmak için okurlar da. Göç ettikleri Amerika katısında kurdukları günümüzün süper gücü ABD’nin halkının ekseriyeti Sakson kökenlidir ve yönetimin onların elinde olduğu söylenir. (Beyaz, Anglo Sakson, Protestan olmayan iki başkan vardır; Kennedy ve Obama).
 
Bu halk Roma Medeniyetini benimsemiştir ve kendileriyle bu medeniyet arasında ilinti kurmayı severler. Kendinize ait güçlü bir kültürel miras yoksa en zengin miras olan Roma’yı sahiplenmek elbette akıllıcadır. Batı Roma’yı yıkanların Hun Türkleri olduğunu düşünürler ve bu tarihi olayı unutmazlar.
 
Onlara göre Doğu Roma’yı da yıkan Türklerdir ki doğruluk payı da vardır. Unutulmayacak bir tarihi gerçeklik daha. 19. Yüzyılın İngiliz İmparatorluğunu da Çanakkale’de yıkan Türklerdir. Üstelik kurdukları devletle tüm Dünyaya emsal olmuşlar Anglo Sakson sömürgeciliğine karşı ayaklanmalara sebep olmuşlardır.
 
Din konusunda da tarihi bir sıkıntıları vardır. İslamiyet’e geçen Türkler yüzünden İslamiyet’in yayıldığını ve Katolikliğin İtalya, Fransa, İngiltere ve Almanya’ya sıkışıp kaldığını düşünürler.
 
Haliyle de güçlü, başarılı, modern bir Türkiye’yi de arzulamayabilirler. Gerçi dış politika sanatının esası da her yerde “benden başkası güçsüz olsun” prensibine dayanır. Türkiye’de bu konuda maalesef rakiplerine yardımcı olmuştur. Turizmden yıllar boyunca gelen nakit dövizleri teknolojiye ve geleceğe yönelik projelere yatırmak yerine, tüketime harcayarak stratejik bir hata yapmıştır. 
 
Öte yandan Anglo Sakson Dünyası böyledir demek ve izledikleri politikaları suçlamak da doğru değildir.
 
Bu fikir de hastalıklı bir yaklaşımdır.
 
Unutmayalım ki bugün Dünya’nın örnek aldığı demokrasileri, hukuk sistemlerini, bilimsel gelişmeleri, sanatı, kısaca medeniyeti yaratanların başında bu ülkeler gelmektedir.
 
Gerçek şudur ki; Avrupa son elli yıldır bir barış adasıdır ve bütün Dünya’dan göçmenlerin rotası bu medeniyete doğrudur.
 
Türkiye’nin turizm pazarını oluşturan bu ülkelerde Türkiye’ye ve turizmine karşı yoğun bir kampanya yürütülmektedir. Maalesef bu çabalar başarılı olmuş gözükmektedir. Batı’dan gelen turist sayısında ciddi düşüş vardır ve bu halkların hafızası bu düşüşü kalıcı kılabilir. 
 
Türk turizm camiasının yapması gereken yaratılan Türkiye imajının (algısının) doğru olmadığını anlatmaktır.
 
Bu gerçekliği Türkiye’de yaşayan yabancılar bilmektedirler. Öyleyse bir kampanya hazırlanmalı ve Türkiye’de yaşayan Avrupalıların tecrübeleri de kullanılarak Anadolu Medeniyeti, Türk Kültürü, İslamiyet Dünya’ya anlatılmalıdır.
 
Batı’nın entelektüellerine ulaşmak için enformasyon üretilmeli, sanatımız ve sanatçılarımızla, bilimsel ortamımız ve bilim insanlarımızla, sporumuz ve sporcularımızla medeniyetimizin üstün özellikleri onlara anlatılmalıdır. Yaratılan olumsuz imaj böylece ortadan kaldırılabilecektir.
 
Kültür Turizmi alanında bulunan kurumlarımıza büyük görev düşmektedir. Başta Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere mesleki kuruluşlar, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve turizm yatırımcıları işbirliği yaparak yeni, ilgi çeken ve modern bir Türkiye imajı oluşturmalıdırlar. Üstelik bu çalışmalar zaman geçirilmeden, turizm pazarlarında yaratılan Türkiye aleyhtarı hava kalıcı bir hal almadan yapılmalıdır. 
 
Geçmişte Mısır’da yaşanan bir tecrübeyi göz önüne almakta fayda vardır. Turist otobüslerinin saldırıya uğraması ile başlayan kaosu Mısır Turizmi Batı’da yayınlanan Firavunlar ve eserleri ile ilgili kitaplar, filmler ve belgesellerle kısa sürede aşmayı başarabilmişti. Türk Turizmi de yazılacak kitaplar, çekilecek filmler ve belgesellerle kısa sürede sonuca gidecek bir tanıtım hamlesini pek ala başlatabilir. 
 

06-07-2017 16:39

(Paylaşmak için önce 'Beğen'i tıklayınız.)
 
 
Kullanıcı Yorumları
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.

Yazıya Yorum Gönder
Başlık:
 
İsim yada Rumuz:
 
E-Posta:
     
Yorum:
 
Diğer Haberler
Yorumlar

ucuz uçak bileti plusFLY.com'dan alınır.