19.10.2017
Kullanıcı Adı:   Şifre:   Beni Hatırla

Yeni Üye  |  Şifremi Unuttum

Haber Ara




Yazarlar
FUAT ERSOY

09-10-2017 12:00
1 Yorum | Yorumlar

Gezinomi Tatil Otelleri





Otel bulmanın en kolay yolu
Yazarlar - YAVUZ ATAÇ
"SUÇ YALNIZ BALTADA DEĞİL, AĞAÇTA DA VARDIR "
 
Hemingway, "Suc¸ yalnız baltada değil, ağaçta da vardır. Bu da onun gibi bişey işte.." şeklinde bir söz söyleyip. Bu söz "Gerçekten de tam yerindeydi" gibi bir şey yazıyor.
 
Nisan ayında bir hafta, mayıs ayında iki hafta olmak üzere üç kez, tatil ve iş için Türkiye'ye geldim. 
 
Belki Akdeniz, Ege'nin mavisi, belki birbirinden şirin koylar, kumsallar, sıcak iklim, insanlar ve belki de 'güneşin sofrasında' rakı&balık, kim bilir? Ama son günler yaklaşınca hiç Türkiye'den ayrılmak istemedim.
 
Ayrılmak istemedim ama nahoş şeyler de görmedim değil. Siz yine de istediğiniz kadar görmedim, duymadım ve bilmiyorum diye söyleyin.
 
Öyle gizli, saklı bir şey değil. Çünkü Türkiye'de birçok otel sahibine veya müdürüne sözlü veya e-mail yolu ile benzer mesajlar ulaştığını tahmin edebiliyorum.
 
Aşağıdaki e-mail'i gösteren Antalya bölgesinden, beş yıldızlı bir otelin sahibi, "En az dört yüz kişiden benzer mesaj aldıklarını söyleyerek. "Almancan vardır. Okuyabilirsin" dedi. 
 
"Bizi hatırlıyor musunuz, bilmiyorum?" diye yazısına başlayan Rudolf Schneider Beyefendi "Vom Gast zum Stamgast geworden" diye belirterek, otelin sürekli müşterisi olduğunu yazmış.
 
Ardından, tam yirmi beş senedir tatillerini, önce çocukları sonra da torunları ile birlikte Türkiye'de geçirmiş olduklarını ifade ederek şunları yazıyor.
 
"Son on dört yıldır, senede iki kez gelmiş olduğumuz otelinizden, sunulan hizmet ve servisten çok memnun kalmamıza, personelinizi çok sevmemize rağmen bize karşı takınılan 'hiçde hoş olmayan' sözlerinden dolayı, üzülerek tatilimizi artık Türkiye'de geçirmeme kararı verdik".
 
 
Son kelimeyi bitirdikten sonra otel sahibinin, aniden koltuğundan fırlayıp kalktığını gördüm! Beyin kabuğundaki alın bölümünün kabarmasından, öfkelendiği belli oluyordu. 
 
Yinede Orhan Pamuk'un deyimi ile resmi görüşünü elden bırakmayıp. İki parmağının uçlarını alnına dokuyup, "Galiba kan şekerim yükseldi" diyerek. Odanın içindeki klimanın bakım işlerini yapan kişilere, "Bu sefer epeyce uzun sürdü, şu bakım işi be?" dedi.
 
Yakasındaki kimlik kartında isminin Nusret olduğu yazan, sarı sığ sakallı bir delikanlı "Sıkıntı yok abiciğim" dedikten sonra, "Almanya için söyledi, onu çözebiliyorum. Çünkü geçmişte yaşanmış bir hadise var! Ama Hollanda'yı neden bu şekilde suçladı, onu anlamadım" dedi.
 
Yanında dizlerinin üstüne çökmüş, uzun kıvırcık saçları ile Harry Potter'e benzeyen çırak kafasını bile kaldırmadan "Usta, ne var bundan anlamayacak. Ermeni soykırım iddasını onların parlementosu kabul etmedi mi?" diye cevapladı.
 
Spinoza "Ethica" sında, insan ruhu yalnız tenin duygulanımlarını degˆil, fakat bu duygulanımların fikir¬lerini de kavrar" diye söylüyor. Söylemesini söylüyor ama, "Şimdi Harry Potter ve ustasına bunu mu anlatacaksın" dedim.
 
Çünkü bir faydasının olmayacağından çok emindim! Muhtemelen her ikisi de anlamış gibi kafasını, önce emme basma tulumba gibi sallayacak sonra ise hafifçe sağa sola çevirip, birbirinin gözünün içine bakacaklar.
 
Belkide Spinoza Ethica'nın hangi ülke başbakanı olduğunu unuttuklarını ama kahvede izledikleri şu bilmem ne kanalının tartışma programında, kel kafalı veya kel kafalı değilse bile, Amerikan tıraşlı birkaç adamın "Türkiye'nin büyümesinden ecnebilerin korktuğunu" söylediklerinden bahsedecekler.
 
Eeee, boş vaktini kahve köşesinde veya televizyon karşısında Baltacı Mehmet Paşa ile Katharina'nın ihtiras öykülerini dinleyip,  izlemekle geçirip. Eline bir kitap bile almazsan başka ne söyleyeceksin?..
 
Üstüne üslük bizim memlekette anlamadım demek "görmedim, duymadım ve bilmiyorum" demekle eşdeğer gibi bir şey olmuşken!
 
Neyse, şimdi tekrar başa dönüp sizlere "Hemingway in İstanbul" adlı romandan birçok kimsenin bilmediği 'rakı & balık' bölümünü aktarayım.
 
Hemingway, İstanbul'un balıklarının iyi, fakat genellikle bir ic¸ki mezesi olduğunu söylerken. Türklerin insanın midesini yakıp kavuran rakıları yudum yudum içtiğini anlatıyor.
 
Daha sonra, Galata'nın ara sokaklarında 'Su ile karıştırılınca, rengi beyazlaşan' bu içkiden, ilk oturuşta iki şişe bitirdiğini, "Bu ic¸ki o kadar sert ki, yanında meze olmadan ic¸menin imkansız gibi birs¸ey olduğunu" belirtip; 
 
"Çünkü bu içkinin bir dublesinin bile, dağ gibi bir adamı devirmek için yeterli olduğunu, kendi gözleriyle gördüm" diyor.
 
Hikayenin sonu mu? "Ama o dağ gibi herif, içtiği bir duble rakı yüzünden mi? Yoksa kafasına vurmuş olduğum bir kiremit yüzünden mi yere serildi? Hatırlamıyorum.. " 
 
Tatlı Trakya şarabı pasajında ise Madam Mari ile ikinci kadehi içtikten sonra, "Suc¸ yalnız baltada degˆil, agˆac¸ta da vardır. Bu da onun gibi bişey is¸te.." şeklindeki bir söz söyleyip. Bu söz "Gerc¸ekten de tam yerindeydi" gibi bir şeyler yazıyor.
 
Bir Yunan sevdalısı olduğunu açıkça belli Ernest Hemingway, 1. Dünya Savaşı ve Trakya mübadelesini anlatırken. Istanbul ve Türkler hakkında "önyargılı ve kulaktan dolma sözlerle" The Toronto Daily Star gazetesine gönderdiği haberde. Kurtuluş Şavaşının, öyle çok parlak bir askeri^ zafer olmadıgˆı. "Bir bas¸ka gu¨n bu defa Yunanlı subaylar tekrar geri gelir" diyerek, Türklerin bu işi beceremeyeceğini ima ediyor.
 
Ernest Hemingway de nerden çıktı şimdi diye sorabilirsiniz? Ama bugün Avrupa medyasının, Türkiye ile ilgili yaptığı haberleri okuyup, dinlerseniz. Aradan nerdeyse yüz yıl geçmiş olmasına rağmen çok da fazla değişmediğini görürsünüz.
 
Tekrar turizme dönecek olursak. Avrupa'dan gelen turist konusunda bu yaz sezonu için yapacak çok da fazla bir şeyimiz kalmadı. Artık önümüzdeki dönemler, bazı şeyleri unutturmasını bekleyeceğiz. 
 
Bu nedenden dolayı 2018 yılı Türk turizmi için bir geçiş yılı olabilir! 2019 yılında ise inşallah 2015 sayılarına yaklaşabiliriz.
 
Herşeye rağmen Ernest Hemingway Efendi gibi düşünenleri hayal kırıklığına uğratmak, Türkiye'mizin ve çocuklarımızın geleceği için daha çok okuyup, daha çok öğrenip, daha çok çalışıp, elele vererek. Birçok kişinin belkide bir rüya diye görmüş olduğu, 2023 yılı 50 milyon turist sayısına ulaşmalıyız.
 
Sizi bilmem ama şunu söylemek istiyorum. Cumhuriyetimizin 100'üncü yılında, 50 milyon turist hedefini kesin yakalacağız. Hatta geçeceğiz, biliyorum.
 
Turizmde "durmak yok, yola devam.."
 

31-05-2017 10:26

(Paylaşmak için önce 'Beğen'i tıklayınız.)
 
 
Kullanıcı Yorumları
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.

Yazıya Yorum Gönder
Başlık:
 
İsim yada Rumuz:
 
E-Posta:
     
Yorum:
 
Diğer Haberler
Yorumlar

ucuz uçak bileti plusFLY.com'dan alınır.