17.08.2017
Kullanıcı Adı:   Şifre:   Beni Hatırla

Yeni Üye  |  Şifremi Unuttum

Haber Ara




Yazarlar
MEHMET HAN ERGÜVEN

Gezinomi Tatil Otelleri





Otel bulmanın en kolay yolu
Yazarlar - İBRAHİM ARAT
TURİZM TIKIRINDA ÖYLEYSE GEZELİM GÖRELİM

 

Referandumda kazanan tarafın söylemlerine baktığımız zaman, Türkiye olarak artık bir sistem ve beka sorunumuz kalmadı ve dolayısıyla turizmde de yeni rekorlar kıracağız.
 
Hal böyle olunca da yazacak konuların artık farklılışması zamanı gelmiştir. 
 
Artık, kuşlardan, böceklerden, gezilip görülen yerlerden, seyahat anılarından paylaşımlar yaparak, dünyanın güzelliklerinden bahsetmek yazılarımızın konusunu oluşturacak.
 
Ben de, durum böyle iken şu ana kadar bazıları iş, bazıları tatil amaçlı olmak üzere seyahat ettiğim ülkeleri kaleme almak istedim.
 
Bunlardan ilki Avusturya. 
 
Avusturya’nın başkenti Viyana II. Dünya Savaşı’ndan sonra en fazla zarar gören şehirlerin başında geliyor.
 
Ancak kültürel miraslarına olan bağlılıklarından bütün bina ve diğer yapılar aslına uygun olarak tekrar inşa edilmiş. 
 
Wolfgang Amadeus Mozart, Franz Schubert bildiğim Avusturyalı klasik müzik bestecileri. 
 
Eminim klasik müzik ilgisi olanlar yüze yakın isim sayabilirler. 
 
Avusturya’da daha havaalanında bindiğim taksiciyle başlayan Türkiye konuşmalarını aktarmıştım daha önceki yazılarımın birinde.
 
Sırp asıllı bu taksici Türkiye’ye defalarca gittiğini, çok sevdiğini ancak sırf tepki göstermek amacıyla tekrar gitmeyeceğini anlatmıştı.
 
Havaalanlarında ise, Türkiye’ye gitmeme konusunda reklam çalışmalarını bolca gördük.
 
Avusturya’dan gelen yabancı ziyaretçi sayısı 2016 yılında yüzde 36 azalma gösterdi. 
 
2017’nin ilk üç aylık periyodunda 2016’nın aynı dönemine oranla yüzde 57,5 düşüş olduğu görülüyor. 
 
Neyse ki bunlar 16 Nisan sonrasında geri kaldı ve halen bilmediğimiz bir yöntemle yılı geçen seneye kıyasla artıda kapatacağız.
 
Tatil yazısı derken tekrar iş yazısına döndü sanırım. 
 
O zaman Alpler’den bahsedeyim. Münih’ten Viyana’ya tren ile gittiğim için Salzburg civarlarında Alpler’den geçerken, başka bir zamanda daha uzun bir sürede Alpler tatili yapma planları canlanıverdi.
 
Münih demişken, özellikle satış departmanında görev alan meslektaşlardan büyük bir çoğunluğu mutlaka en az bir kez Almanya’da bulunmuştur. 
 
Türkiye’ye en fazla turist gönderen ülke olan Almanya ile, orada yaşayan vatandaşlarımız sayesinde ayrı bir hukukumuz var.
Ve ayrıca Türkiye’de hakkında en fazla bilgiye sahip olunan, en fazla duyulan ülke yine aynı sebepten dolayı Almanya.
 
Çocukluğumdan çok iyi hatırlarım, bizim çevrelerde Alanya için Türkiye’deki Almanya tabiri kullanılırdı. 
 
Daha sonra Alanya’ya taşınınca anladım ki, hem Alman ziyaretçi ve yaşayanların fazlalığı, hem de Alanya’nın çoğu Anadolu şehrinden daha gelişmiş, daha modern oluşu bu tabirin boşuna çıkmadığını kanıtlıyor gibiydi.
 
Bizim sadık müşterimiz Almanlar Türkiye’den hayatta vazgeçemezler.
 
Zaten bu kadar ucuza bu kadar kaliteli hizmeti nerede bulabilirler ki?!
 
Bence artık modası geçmiş ve yanlış yönlendirmelere çok açık bu tabirin kanıtı rakamlarda gizli.
 
Almanya’dan gelen misafir 2016 yılında yüzde 30, 2017’nin ilk üç ayında yüzde 54 düşüş gösterdi.
 
Avrupa’nın ortasında yaşayan bu insanları anlamak da güç doğrusu. 
 
Biraz daha doğuya mı gitsek acaba? 
 
Mesela Polonya.
 
Polonya bana göre II. Dünya Savaşı’nda en fazla acı çeken ülke. 
 
Hem Alman hem Sovyet güçleri tarafından işgale uğruyor. 
 
Sovyetlerin Alman işgali esnasında Vistül Nehri’nin karşı kıyısında, sıranın kendilerine gelmesini beklediğini ve bu yüzden
Rusların sevilmediğinden bahsetmişti bir arkadaşım.
 
Ülkenin güneyinde bulunan Krakow gördüğüm Polonya şehirleri içerisinde en güzeli diyebilirim.
 
Krakow’dan bir saat mesafedeki Auschwitz toplama kampını gezdiğinizde ise, bir insanoğlu nasıl bu kadar acımasız olabilir anlam veremiyorsunuz. 
 
Yine meslek hastalığı hemen Türk turizmi için Polonya’nın yerini irdeliyorsunuz.
 
Diğer Avrupalı ülkeler gibi aynı durum karşınıza çıkıyor.
 
2016 yılında Türkiye Polonya’dan 300.000 ziyaretçi kaybetmiş. Oransal karşılığı yüzde 59. 
 
2017’nin ilk üç ayında ise yüzde 47.
 
Bu durum Çekya’da, Slovakya’da hep aynı şekilde görülüyor.
 
Şimdi de tarihte biraz daha ortak yanımız olan bir başka ülkeye geçelim diyorum. 
 
Macaristan... 
 
Macar halkı ile Türkler’in etkileşimi asırlar öncesine, Orta Asya dönemlerine kadar dayanıyor.
 
Öyle ki; Macar halkının iki Türk bir Macar boyunun bir araya gelmesiyle oluştuğu en sağlam teorilerden biri olarak kabul ediliyor. 
 
Macaristan başkenti Budapeşte isminin yine Asya’dan Buda’dan geldiği tahmin ediliyor.
 
Budapeşte Viyana’nın bir kopyası olarak tanımlansa da, Budapeşte’de Viyana’da olmayan bir ruh olduğunu hissediyorsunuz.
 
Osmanlı’ya ait birçok yapı Budapeşte’de olmasa da, Macaristan’ın diğer bölgelerinde mevcudiyetini halen sürdürüyor. 
 
Geçmişte böyle bir bağımız olan Macaristan ile, köklerimiz sayesinde ne olursa olsun Türkiye’den vazgeçmezler diye düşünsek de, Macarların da modaya uyarak Türkiye yerine başka ülkelere gittikleri anlaşılıyor.
 
2016 yılında Macaristan’dan gelişler yüzde 54 azalmış durumda.
 
Referenadum propoganda sürecinden çok etkilenen bir yurttaş olarak, bu durumu Batı’nın bizi dize getirmek için turizmi kullandığını yönünde yorumluyorum.
 
Avrupa kıtasında ziyaret edilmesini tavsiye edebileceğim diğer iki güzel şehir ise Moskova ve Kiev.
 
Her ne kadar Kiev için küçük Moskova yakıştırması yapılsa da, ben bunun hiç alakası olmadığı Kiev’in kendine has bir güzelliği olduğunu düşünenlerdenim.
 
Moskova’ya ilk gittiğim zaman, binalarda Lenin, orak çekiç çıkartmalarını gördüğümde şaşırmıştım.
 
Bendeki beklenti, Rus toplumunda da bir Sovyet – Rusya Federasyonu çatışması olacağı ve siyasi bir refleksle eskiye ait her türlü izin sileneceği şeklindeydi.
 
Bizde görülen siyasi olarak Osmanlı – Cumhuriyet çatışmasının ne kadar gereksiz ve anlamsız olduğunu bir kez daha orada anlamıştım. 
 
Şu anda Moskova ve Kiev, Türk turizmi için eldeki tek şans ve en büyük umut.
 
Rusya’dan gelen son açıklamalarla bir tedirginlik yaşanıyor. 
 
Bu olasılık dikkate alınmasa dahi bir gerçeğin görülmesi gerekiyor.
 
Her iki pazar da, son zamanlardaki ekonomik durumlarına paralel olarak tamamiyle fiyat odaklıdır.
 
İstediğimiz ziyaretçi sayılarına ulaşsak da istenilen gelirin çok gerisinde kalacağız.
 
Umut olarak görülen ve Avrupa pazarına alternatif olarak görülen Körfez ülkelerini, aralarındaki küçük farklılıkları dikkate almazsak tek bir ülke olarak değerlendirebiliriz.
 
Bazılarında düşüş görülse de toplam olarak bakıldığında Körfez Ülkeleri Birliği’nden çok ufak bir artış görülüyor.
 
Biraz daha kuzeye çıktığımızda ise; kesinlike gördüğüm en güzel deniz olduğunu idda edeceğim Kızıldeniz yer alıyor. 
 
Kızıldeniz kıyısında turizme en uygun ülke ise Mısır.
 
Bu sefer Mısır’da diğer pazar ülkelerin aksine, turizmde rakip olduğumuz aklıma geliyor.
 
Öyle ki, fiyat olarak Türkiye Mısır’a yaklaşmakta (!). 
 
Asıl tehlike ise, düşük fiyatların kalite düşüşüne yol açması ve çok övündüğümüz ‘’fiyat – kalite’’ avantajımızın olumsuz yönde ortadan kalkması...
 
Meslek hastalığından olsa gerek, nerede yaşarsak yaşayalım, nereye gidersek gidelim, aklımızda hep Türkiye, hep ‘’Ne olacak bu ülkenin ve turizmin hali?’’ sorusu var.
 
Son yıllarda usta siyasetçilerimizin de söyledikleri, o meşhur şarkıdaki ‘’Bana herşey seni hatırlatıyor.’’ dizesi misali... 
 

25-04-2017 12:21

(Paylaşmak için önce 'Beğen'i tıklayınız.)
 
 
Kullanıcı Yorumları
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.

Yazıya Yorum Gönder
Başlık:
 
İsim yada Rumuz:
 
E-Posta:
     
Yorum:
 
Diğer Haberler
Yorumlar

ucuz uçak bileti plusFLY.com'dan alınır.