22.11.2017
Kullanıcı Adı:   Şifre:   Beni Hatırla

Yeni Üye  |  Şifremi Unuttum

Haber Ara




Yazarlar

Gezinomi Tatil Otelleri





Otel bulmanın en kolay yolu
Yazarlar - KAYHAN TANER ÖZEN
DERECELENDİRME KURULUŞLARI

 

Uluslararası lisans sahibi on kadar derecelendirme kuruluşu (RatingAgencies) olmakla beraber üç şirket piyasayı domine etmekte ve yatırımcılar tarafından derecelendirmelerinin güvenilirliği kabul görmektedir. Bunlar Satandart&Poor’s, Moody’s ve FitchRatings olmak üzere ABD kökenli şirketlerdir.
 
Esasen basın yayın şirketleri olarak hayata başlayan bu şirketler, zamanla oluşan talep üzerine,bağımsız uzmanlara incelettikleri şirketlerin menkul varlıkların mali verilerini yayınlamaya ve not vermeye başlamışlardır. 
 
Bir süre sonra bu yayınlarda değerlemesi olmayan bonolar, hisseler satılmamaya başlayınca hisse ve bono arzında bulunacak şirketler de kendi bono ve hisselerinin talep görmesi için yayıncı şirketlerden kendileri için değerlendirme yapmalarını istemişlerdir. 
 
Böylece arz yapan şirket ve derecelendirme kuruluşu ilişkisi daha önce arada bir bağ yokken şimdi şekil değiştirmiş, piyasaya menkul arzında bulunacak şirketlerin derecelendireme yapan yayıncılara para verip rating yaptırmaları dönemi ortaya çıkmıştır. 
 
Hisseleri, bonoları alan yatırımcıların derecelendirme bedellerini ödedikleri sistemden, derecelendirmeyi talep eden hisse, bono satanların bedelini ödedikleri sisteme geçilince de iş şirazesinden çıkmıştır. 
 
Para aldıkları müşterilerini üzmek istemeyen derecelendirme şirketleri ona göre incelmeler yapmaya başlamışlardır. 
Böylece bugün de süren al gülüm ver gülüm dönemi başlamıştır. 
 
Ciğerin kediye emanet edildiği bu dönem elbette derecelendirme kuruluşlarının ve denetim şirketlerinin büyük fiyaskolarını da gündeme
getirmiştir. 
 
Örneğin enerji devi Enron’un iflasından üç gün önce Moody’s bu şirkete yatırım yapılabilir notu verebilmiştir. Ya da Maadoff olayı görülememiştir, vs.
 
Her ne kadar derecelendirme kuruluşları prestij kaybetse de; finans sisteminde bu kuruluşlara ihtiyaç vardır. Yoksa hakkında hiçbir bilginiz olmayan bir varlığı, yatırımcı olarak almak istemezsiniz. Kıymetli paranızı bir işe yatırabilmeniz için güvenilir bir veriye, bilgiye ihtiyacınız vardır. Bu derecelendirme şirketleri bu bilgiyi oluşturmaktadırlar. 
 
Günümüzde bu kuruluşlar prestijlerini korumak için gereken çabayı göstermektedirler. 
 
Üç büyük şirketin verdiği derecelendirme notları uluslararası piyasalarca kabul görmektedir.
11111111
Örneğin bu notlara bakan bir ABD yatırım fonu yöneticisi Türkiye’den bir varlık alıp almama konusunda karar verebilmektedir.
 
Biraz bu şirketlerin nasıl çalıştığına, özellikle bir ülkeyi nasıl incelediğine bakmak faydalı olacaktır. 2010 yılında eğitim gördüğüm Sussex Üniversitesindeki Uluslararası Finansal Pazarlar dersimize Moody’s Londra başkan yardımcısı olan hanımefendi konuk olmuştu. 
 
Kendisine Türkiye’nin notunun yatırım yapılabilir seviyenin altında olduğunu, halbuki Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan buyana atlatılan badirelere rağmen hiç temerrüde düşmediğini, yükümlülüklerini yerine getirdiğini, buna rağmen nasıl yatırım yapılamaz kategorisine soktuklarını sorup, çalışma yöntemlerinin yanlış olabileceğini belirterek yöntemleri hakkında bana bilgi vermelerini rica etmiştim. Yöntemlerinin açıklanamayacağını ama gerekli özenin gösterilerek bir ülkenin değerlendirildiğini kibarca bana ilettiler.
 
Bu olaydan kısa süre sonra Sayın Erdoğan’ın derecelendirme kuruluşlarını eleştiren beyanatı oldu ve akabinde Türkiye yatırım yapılabilir seviyede kredi notuna kavuştu. 
 
Acaba bu serzeniş mi şirketler bazında etkili olmuştu? Yoksa gerçekten kredi notu yükselecek miydi? Eğer müşterinin taleplerine göre not verilseydi bugün de bu not düşmezdi. Öyle ya değerlendirmenin ücretini Türkiye ödüyor. 
 
Şu anda beklenmemesine rağmen Türkiye’nin notun düşürülmesinin sebebinin son açıklanan ekonomi paketi olduğu görülmektedir. 
İç talebi körüklemeye yönelik, borç batağındaki ahalinin kredi kartı ve diğer birikmiş borcunu öteleyerek günü kurtarmaya ve onları tekrar tükettirmeye yönelik paketin Moody’s’in kararında etkili olduğu aşikardır. 
 
Modern bankacılıkta bir firmaya kredi verilip verilmemesi konusu değerlendirilirken bakılan en önemli kriter o firmanın finansal kaldıracının ne olduğudur. 
 
Yani firmanın kapasitesinin ne kadar borcu kaldırabileceği, sorunsuz geri ödeyebileceğikriteridir.  
 
Bu amaçla çeşitli analizler yapılır ve sonuç olarak şirket gelirlerinin projeksiyonu ve mevcut varlıkların değerlendirilmesi sonucunda yeni krediye alan varsa kredi verilir.
 
Derecelendirme şirketlerinin de bir ülkeyi değerlendirmek için benzer bir yöntem izlediğini düşünmek yanlış olmaz. 
 
Ülkenin gayrı safi milli hasılası ortaya konulur, mevcut iç dış borçları hesaplanır, borcun kısa ya da uzun vadeli olup olmadığına ve maliyetine göre kalitesi değerlendirilir, devletin vergi gelirleri, ekonominin tasarruf oranı, yatırım ihtiyacı hesaplanır ve sonuç olarak bu piyasada risk alınıp alınamayacağı bir skala ile derecelendirilir. 
 
Türk ekonomisinin sıkıntıda olduğu bir gerçektir. 
 
Dış borcun GSYH oranı yükselmekte, petrol fiyatı düşük olmasına rağmen cari dış ticaret açığı kapanmamaktadır. İhracatın düşmesi yetmiyormuş gibi 2016 turizm girdilerinde 15 Milyar $ civarında bir düşüş gerçekleşmiştir. 
 
Tasarruf oranı yükselmemekte yatırımlar için gereken kaynak ancak dış borç ile mümkün olmaktadır. 120-140 Milyar $ civarında kısa vadeli, iki yıl içerisinde ödenmesi gereken borç vardır.
 
Bu koşulların sürdürülemeyeceğini öngören bundan önceki hükümetler ekonomide yapısal sorunlar olduğu ve bu amaçla ilk olarak tüketiminkısılması gerektiğini belirterek kredi kartlarına ve tüketici kredilerine sınırlamalar getirmişlerdir. Böylece cari açığı frenleyip tasarruf oranını yükseltmeyi ummuşlardır. 
 
Fakat üretimi artırmak için gereken yatırımları yapmak üzere ekonomide bir değişim sağlanamamış, ihracatı artıracak önlemler de alınamamıştır. 
 
Hane halkının geliri artmayınca da tasarruflar da artmamıştır. BES gibi zorlayıcı önlemler gündeme gelmiştir.
 
Hal böyleyken iç baskıyı azaltıp geniş kitlelere nefes aldırmayı hedefleyen, ama ekonominin kronik sorunlarını daha da derinleştirecek olan, ekonomi paketi derecelendirme kuruluşu Moody’s’i endişelendirmiş olmalıdır. 
 
Şimdi üç büyük derecelendirme şirketinden S&P’dan sonra Moody’s’in de Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir seviyenin altına çekmesi ile Türk ekonomisinin varlıkları yabancı yatırımcılar için riskli hale gelmiştir. 
 
Bunun net sonucu yabancı fonların bazılarının Türk varlıklarına (hisse, bono) yatırım yapmasının yasak olacağı (Kanunla riskli yatırım yapmaktan alıkonulan emeklilik fonları, sigorta fonları vs), varsa yatırımının da çıkması gerekeceğidir. 
 
Türkiye’den para çıkacaktır. 
 
İkinci önemli bir sonucu da bankaların yurtdışından daha pahalı borçlanacağıdır. 
 
Türkiye’ye ihtiyacı olan para pahalı girecek, belki de bulunamayacaktır.
Türk ekonomisinin uzun vadede istihdamı ve üretimi artırıcı yatırıma ihtiyacı vardır. 
 
Kısa vadede ise mevcut borçlarını çevirecek, cari harcamalarını finanse edecek ucuz kaynağa ihtiyacı vardır. 
 
Türkiye’nin notunun düşürülmesi işte bu ihtiyaçların giderilmesini zorlaştıracaktır. Endişe bundandır. Keşke 2000 yılından buyana artarak gelen turizm gelirleri alışveriş merkezlerine, acil ihtiyaç olmayan binalara vs. harcanmak yerine endüstriye yatırım olarak değerlendirilseydi. 
 
Belki bizim de bir Samsung’umuz, Huavei’miz, Bombardier’imiz olur, ekonomiye milyarlarca dolar ihracat geliri sağlayabilirdik.
 

27-09-2016 17:34

(Paylaşmak için önce 'Beğen'i tıklayınız.)
 
 
Kullanıcı Yorumları
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.

Yazıya Yorum Gönder
Başlık:
 
İsim yada Rumuz:
 
E-Posta:
     
Yorum:
 
Diğer Haberler
Yorumlar

ucuz uçak bileti plusFLY.com'dan alınır.