19.08.2018
Kullanıcı Adı:   Şifre:   Beni Hatırla

Yeni Üye  |  Şifremi Unuttum

Haber Ara




Yazarlar

Gezinomi Tatil Otelleri





Yazarlar - TUNAY AKOĞLU
2015 BAŞINDA TÜRKİYE TURİZMİ

 

Ülkemiz  yeni yıla Dünya çapında bir “turizm devi” olarak giriyor. Dünya Turizm Örgütü  (WTO) istatistiklerine göre yabancı turist girişleri açısından Türkiye, Dünyanın en fazla turist çeken altıncı ülkesi. Dış turizm gelirleri açısından ise onuncu sırada. Tanınmış iş alemi dergisi  ‘Forbes’e göre İstanbul, Dünyanın en fazla ziyaret edilen şehirlerinden biri. ‘Trip Advisor’ isimli tanınmış uluslararası seyahat dergisine göre ise gene İstanbul Dünyanın en iyi - birinci - seyahat edilecek kenti : World’s best travel destination. Gene çeşitli uluslararası seyahat ve turizm dergilerine göre İstanbul Kapalı Çarşısı, Dünyanın en fazla turist çeken mekanı veya NY NY Time Square’den sonra ikincisi .  
 
Türkiye bu duruma kolay kolay ve hemen gelmedi. Bu başarıya hükümetlerin, kamu kurumlarının, iş dünyasının, iş adamlarının, turizm eğitim ve öğretimcilerinin, turizm uzmanlarının, basının, tüm turizm sektörü girişimcilerinin, yatırımcılarının,  iş verenlerinin ve işçilerinin, diğer kurum ve kişilerin, özellikle 1960’lı yıllardan  beri süre gelen çalışmaları  sayesinde ulaşıldı. 
 
Şimdi yeni başlayan yılda da bu olumlu durumun devamı ve geliştirilmesi temel hedeftir.
 
Bu hedefe varmak için, turizmin ülke çapında mevcut olan ve muhtemel  sorunlarını iyi tesbit edip onlara çözüm kazandırmak gerekir.
 
Bu konu sık sık düzenlenen turizm konulu kongre, konferans ve diğer toplantılarda daima ele alınmakta ve tartışılmaktadır.
 
Örneğin en son , 13-16 Kasım tarihlerinde Ankara’da yapılan ‘ 15. Ulusal Turizm Kongresi ‘ 27 – 28 Kasım’da Antalya’da düzenlenen ‘Uluslararası Resort Turizm Kongresi ‘gibi.
 
İzleyebildiğimiz kadarı ile, bugün için geçerli ve en belirli turizm sorunlarımız bir kaç noktada kristalleşmektedir. Ayrıntıları artık çok açık olarak ortaya çıkmış olan bütün sorunlara  yeniden değinmek yerine , öncelikli ve geniş kapsamda yoğunlaşmış sorunlara göz atmak daha yararlı olacaktır kanısındayız.
 
Yukarıdaki yaklaşımdan hareket ederek ilk sorunlar çerçevesi genel  turizm politikası ve  Kültür ve Turizm Bakalığının rolü ile ilgilidir. 18 Nisan 2003 tarihli , 4848 sayılı kanun ile kurulan bu bakanlık  yurdumuzun genel turizm politikasını da planlayıp, çizip  bunu kamu sektöründe koordine edip yürütmekle görevlidir. Görev, yetki ve sorumlulukları adı geçen kanun ve bu kanun ile ilgili kararnamelerle belirtilmiştir. Bu kanuni çerçeve ve zeminde en çok dikkat çeken önemli nokta, Bakanlığın turizm sektörüne öncülük ve liderlik yapma rolüdür.
 
Kültür ve Turizm Bakanlığının bu yol gösterici liderlik konumu yaklaşık olarak son dört - beş yılda daha da önem kazanmıştır. 
 
Çünkü, 1960’lardan başlayarak 2011 yılında kapatılmasına kadar, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) , diğer sektörler için olduğu gibi, turizm sektörü politikasının planlanması, çizilmesi ve koordinasyonu ile de sorumlu idi. Bu alanda ekonomik, sosyal ve fiziksel (bölgesel) turizm plan ve programları yapıp bunları Kalkınma Planları ve yıllık programlara entegre ederdi. Ayrıca turizmin makro ekonomik fonksiyonları ve nitelikleri, milli ekonomiye katkıları, prodüktivitesi, sosyal ve kültürel katkıları vs vs dallarında araştırmalar yapar yayınlardı.  
 
DPT,  her şeyden önce tüm kamu sektörü içinde , kamu-özel sektör ilişkilerinde  ve özel sektör kurum ve kuruluşları arasında en fazla koordinasyonu gerekli bir sektör olan  turizm alanında Özel İhtisas Komisyonları ve diğer mekanizmalar sayesinde aktif bir koordinatör olarak ta faaliyet gösterirdi. Ne yazık ki, çok maasef, Başbakanlığa bağlı DPT Müsteşarlığının  kapatılmasından sonra turizm sektörü de bakanlıklar üstü bir işbirliği mekanizmasından mahrum kaldı. Şimdi bu nedenle de Kültür ve Turizm Bakanlığına turizm sektörü koordinatörlük görevi ve sorumluluğu da düşmektedir.
 
Ancak,  turizm sektörü iş verenler ve  meslek kuruluşları, işçi sendikaları ile diğer tuzim sektöründe aktif kurumlar ve örgütler Kültür ve Turizm Bakanlığının liderlik, destek, ilgi ve koordinatörlük rolünü tam olarak yerine getirmediği kanısındadırlar. Sanki turizm sektörü politikası, tamamen yatırımcı, girişimci, işletmeci, emekçi ve diğer turistik meslek ve iş sahiplerine ve turistik piyasa mekanizmalarının işleyişine terk ve teslim edilmiş durumdadır. Bu tür endişeler sık sık basın araçlarında ve yukarıda söz konusu ettiğimiz toplantılarda açıklıkla dile getirilmektedir.   
 
Turizm sektörünün koordinasyonu konusunda en önemli unsurlardan birisi ‘tanıtma’dır. Aslında turizm tanıtması bir ülkenin genel tanıtılması ve imajının bölünmez bir parçasıdır.  Türkiye imajının olumlu yönde promosyonu   entegre bir tüm olarak kültürel, politik, diplomatik, turistik tanıtım faaliyetlerini kapsar.  Resmi propagandanın  yanı sıra,  ticari – business anlamlı turizm tanıtması, piyasa yapısına, dış pazarların çeşitlendirilmesine (external markets’ diversification)  ve pazarlama metod ve mekanizmalarına dayandığı kadar turizm sektörünün kendisine özgü (sui generis) niteliklerini de temel alır.  Bu nedenlerle turizm tanıtmasını ülke imajının yaratılıp olumlu yönde işlenmesi ile ve her türlü diğer tanıtma, PR : Halkla ilişkiler ve propaganda çalışmaları ile entegre biçimde ele alıp uygulamak gerekir. 
 
Bu gün halen Türkiye’nin dış tanıtılması konusunda faaliyet gösteren kurumlar ayrı ayrı metodlar kullanmakta, ayrı ayrı çatılar altında çalışmaktadır. Bu durum hem işbirliğine imkan vermemekte , hem de anlamsız kaynak sarfına neden olmaktadır. Örneğin, pek çok dış ülkede Kültür ve Turizm Bakanlığı büroları, Türk Hava Yolları ofisleri, Yunus Emre Kültür Merkezleri , bazı ekonomik vakıf , iş adamları ve iş veren örgütleri , Odalar ve Borsalar birlikleri, vs, vs hep ayrı ayrı bürolarda çalışmaktadır. Bundan yıllar önce, bütün bunların tek bir çatı altında, bir ‘Türk Evi’ bünyesinde toplanması gündeme getirilmişti. Herhangi bir sonuca varılmadı ve gerçekleşme olmadı. Sadece New  York veya Paris gibi bir kaç kentte  ‘Türk Evi’ adı altında bürolar kuruldu.  Türkiye’nin her türlü ve çok yönlü tanıtılmasının artık  bir bütün olarak ele alınmasının ve tek bir fiziksel mekan – çatı altında birleştirilmesinin zamanı gelmiştir kanısındayız.
 
Halen göze çarpan turizm sorunları arasında, akademik turizm ile turizm sektörü arasındaki ilişkiler de dikkati çekmektedir. Bilindiği gibi  bu gün Türkiye’nin her köşesindeki her üniversite veya her yüksek okulunda turizm fakülteleri, turizm bölümleri eğitim ve öğretim vermektedir. Ayrıca  yüzlerce mesleki ve teknik otelcilik ve  turizm okulu , enstitüleri vardır. Akademik düzeyde ve alanda araştırma ve yayın yapan turizm enstitülerimiz uluslararası alanda tanınmakta, dünya çapında akademik bilimsel kongreler , konferanslar, vs düzenlemekte ve çok başarılı bir biçimde çalışmaktadır.  
 
ncak bildiğimiz ve gördüğümüz kadarı ile, bu akademik kurumlar ve onların bilimsel çalışmaları ile pratik- uygulamaya dönük turizm faaliyetleri arasında önemli bir işbirliği yoktur. Oysa ki gerek turizm politikasının planlanması ve formüle edilip uygulanması , gerekse turizm işyerlerinin , otel ve diğer konaklama endüstrisi birimlerinin, seyahat organizasyonu ve  işletmelerinin ve turizmle dolaylı veya dolaysız ilişki içinde olan diğer işletmelerin akademik araştırma çalışmalarından da yararlanmaları gerekir.
 
Bilindiği gibi akademik kuruluşlar eğitim, öğretim, doktriner  faaliyetleri yanı sıra ve bunlara ek olarak, araştırma, yayın ve danışmanlık çalışmaları da yapmak durumundadır. Bu sayede teorik yapı, pragmatik ve uygulamalı yöne dönüşür. Özellikle çeşitli endüstri dallarında teknik üniversitelerin teknoloji kanalı ile nasıl uygulamaya dönük araştırma, danışmanlık ve ARGE çalışmaları yaptıkları bilinen bir gerçektir. Avrupa Üniversiteleri teknolojik, endüstriyel , kültür ve sanat , sosyal , ekonomik, ticari, uzay teknolojisi, IT, enerji, tıb, robotik ve benzeri bir çok alanda devlete ve iş sektörüne danışmanlık yaparlar ve bu iki kaynaktan da finansman sağlarlar.       
 
Pratiğe , yani işe, dönüşmeyen teorik çalışmalar belirli sınırlar içinde kalıp etkisiz olmaya mahkumdurlar. Bütün bu nedenlerle başta Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere kamu ve özel sektördeki bütün kurum, örgüt  ve kuruluşların turizm akademik araştırma ve öğretim kurumları ile elele çalışması anlamlı olacaktır. Hiç değilse bu akademik araştırma kuruluşları kanalı ile Türk turizmine ışık tutacak anketler, konkre plan ve uygulama program ve araştırmaları yaptırılabilir. Bu kuruluşlarda uzman kadrolar ve birikim vardır. Turizm araştırma enstitüleri birer uzman danışma firması gibi de çalışabilirler, yeter ki kamu ve ulusal özel turistik meslek ve iş veren   kuruluşları, vs  bu araştırma çalışmalarına katılıp biraz da mali fon ve destek  sağlarlarsa.
 
Ümit edelim ki 2015 yılı Türkiye turizminin huzur ve barış içinde daha da gelişip büyümesine sahne olsun.  

07-12-2014 20:50
Önceki Yazıları
2014 BAŞINDA TÜRKİYE TURİZMİ
06-01-2014 14:09 | 1 Yorum | Yorumlar

(Paylaşmak için önce 'Beğen'i tıklayınız.)
 
 
Kullanıcı Yorumları
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.

Yazıya Yorum Gönder
Başlık:
 
İsim yada Rumuz:
 
E-Posta:
     
Yorum:
 
Diğer Haberler
Yorumlar