24.10.2017
Kullanıcı Adı:   Şifre:   Beni Hatırla

Yeni Üye  |  Şifremi Unuttum

Yazarlar - HALİM BULUTOGLU
İstanbul'un kaderi

 


Geçenlerde, İstanbul’da otelleri olan bir arkadaşımla konuşuyorduk. Türkiye’de kuş gribinin iç ve dış medyada çokça yer aldığı günlerin ardından, turizmde ve özellikle İstanbul turizminde yaşanan tedirginlik üzerineydi konuşmamız. Haklı olarak diyordu ki, “şu İstanbul’da üst üste iki sezon iyi iş yapıp ta, bir türlü düze çıkamayız.  Tam her şey yoluna giriyor dediğimiz anda, mutlaka bir şeyler olur ve yeniden tırmalamaya başlarız. Bu, son 15 yılda hep böyle oldu.”
Haklıydı gerçekten de. 1991 körfez krizinden bu yana, hep bu dalgalanma yaşanmaktaydı. 1 hafta önce turizmgazetesi’nde yayınlanan İstanbul istatistikleri de bunu doğruluyordu. Körfez krizinden sonra ilk kez 1994 yılında işler iyi gitmiş ama 95’te büyüme duralamıştı. 96’da kısmi bir toparlanma yaşanmış ama ardından gelen dört yılda İstanbul turizmi gerçek anlamda dibe vurmuştu. 1999 Gölcük depremi de bu periyod içindeydi. Durum ancak 2000’de düzeliyor, bu defa 2001 ekonomik krizi geliyor ve bu krizin etkileri 2003’te o da kısmen atlatılıyordu. 2004’te toparlanan, ilk 10 ayı parlak geçiren İstanbul, yılın son aylarında bombalarla sarsılıyor, ama kısa bir sendelemenin ardından 2005’i en iyi yıl olarak bitiriyordu.
2006 2005’ten de iyi olacak, 6 milyon turist sayısı aşılacak derken şimdi yeniden bir belirsizlik dönemi başlıyor.

Yaşadığımız yer Türkiye. Tüm geçişlerin tam ortasında. Avrupa’dan dünyanın en riskli jeopolitik bölgesi Ortadoğu’ya geçişin, Asya’dan Avrupa’ya geçişin tam ortasında.  Eh, son olarak kuşların göç yolları da riskli bölge ilan edildi ve anladık ki onun da tam ortasındayız. Her şeye ve tüm risklerine rağmen yaşadığımız bu eşsiz coğrafyanın şikayetçisi değiliz. Onca nimetinin yanında, bunlar da tuzu biberi deyip geçiyoruz.

Risk olunca dalgalanma da oluyor. Elimizde olmayan, kontrol edemediğimiz riskler için yapacak bir şey yok. Ya kendi ürettiklerimiz, kendi kendimize yarattıklarımız için ne demeli?
Biliyorsunuz İstanbul için, 2005 sonlarında, Avrupa Kültür Başkenti 2010 adaylık başvurusunda bulunuldu. Çok önceden, Tarih Vakfı, İnsan Yerleşimleri Derneği, Reklamcılar denneği ve IKSV girişimiyle başlayan hazırlıklar 2005 Mayıs ayında hızlandı. Bu işe baş koymuş bir grup delicesine bir tempo içinde çalışmaya başladılar. Sevgili Nuri Çolakoğlu başkanlığında, aralarında İstanbul Valiliği, Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Türkiye’nin ve İstanbul’un önde gelen sivil toplum ve meslek örgütlerinin temsilcilerinin yer aldığı yürütme ve danışma kurulları, onlarca toplantı yaparak, mükemmel bir adaylık başvuru dosyasını oluşturdular. Üstelik tümüyle gönüllü olarak.  Daha önce kültür başkenti olmuş şehirlerin deneyimlerinden yararlanmak için çok sayıda seyahat gerçekleştirildi. Onlarca kişi davet edildi, karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. 2006’dan başlayacak ve 2010 yılının tamamına yayılacak yüzlerce proje geliştirildi. İstanbul AKB 2010 hazırlık süreci, devlet, yerel yönetim ve STK’ların aynı masa etrafında birlikte çalışabilme becerileri açısından da özlenen ve örnek alınan  bir model oldu.
Bu hazırlıklar sayesindedir ki, İstanbul şu anda diğer adaylar arasında 2010 Avrupa Kültür Başkenti için en güçlü aday. Bunu rakipler de söylüyor. Adaylık başvuru dosyasını, yürütme ve danışma kurulu başkanları ile  birlikte Brüksel’e götürüp teslim eden İstanbul Valisi Muammer Güler ve Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da bu olumlu havayı soludular, bir kez daha inandılar.
Karar bu yılın ilk yarısında verilecek. Ve eğer başarılırsa, Girişim grubu tarafından yayınlanan ve sayfalarımızda yer verdiğimiz tanıtma metninde de vurgulandığı gibi İstanbul’un kazanımları saymakla bitmeyecek: Yani:


· İstanbul; kentsel dönüşüm, şehircilik, çevresel ve sosyal anlamda kalıcı kazanımlara kavuşacak.

· Kültür varlıklarımızın korunacağı ve sergileneceği yeni müzeler kurulacak, tarihi binalar yenilenecek ve yeni işlev kazandırılarak halka açılacak.

· Kültür ve sanat projelerini izlemek için gelenler İstanbul’un kültürel zenginliğini, camilerini, kiliselerini, saraylarını, müzelerini de gezecek.

·  Kültür turizmi hareketlenecek, gelişecek. (Eğitimli ve kültürlü turist, normal turistin üç katı harcama yapıyor. Yani İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti unvanıyla büyük bir turizm potansiyeline sahip olacak.)

· Bu çerçevede İstanbul’un tanıtımına ve marka haline gelmesine olumlu katkı sağlanacak.
Ve dahası….

Unesco’dan sert uyarı: İstanbul tehlike altındaki dünya mirası listesine girecek!
Şimdi tam da bu sürecin tatlı heyecanı yaşanırken, Unesco’dan bir mektup geldi.  Mektupta özet olarak “ey İstanbul’u yönetenler, 1985'te İstanbul'un
tarihsel alanlarını dünya mirası ilan ettik. Bu tarihten beri sözkonusu
(başlıca dört) alanda iş değil vaad üretiyorsunuz. Son yıllarda STK'ları
işin içine katmanız da çok olumlu, ancak bu yetmez, ne yapıldı konusunda
tatmin edici rapor ve ne yapılacak konusunda bağlayıcı ve ayrıntılı taahhüt
istiyoruz” deniyor. Ve bu mektup 1 Şubat 2006’ya kadar isteniyor. Eğer verilecek yanıt tatmin edici olmazsa, Temmuz  2006’da yapılacak Unesco Genel Kurulu’nda İstanbul’un “Dünya Mirası” listesinde çıkarılıp, “Tehlike Altındaki Dünya Mirası” listesine sokulması önerilecek.
Haydi bakalım...
Bu mektup bir sürpriz değil aslında. “Dış mihrakların oyunu” ise hiç değil. 1.5 yıldır da geleceği biliniyordu. Ama önlem alması gerekenler, işi ciddiye almadılar. Kültür alanında faaliyet gösteren STK’ların uyarılarına kulak asmadılar. Klasik oyalama yöntemine başvuruldu. Tarihi yarımadayla ilgili sadece laf üretildi, yok Müzeler Adası denildi, yok Müze Kent İstanbul dendi, toplantılar yapıldı, büyük laflar edildi ama elle tutulur koruma ve restorasyon planları ve işleri ortaya konmadı. Restorasyon adına yapılan kimi uygulamalar da keşke hiç yapılmasaydı dedirtecek türdendi. Tarihi surlar ve Küçük Ayasofya Camiinde olduğu gibi.
Bir çuval inciri ... etmek diye buna denir.
Şimdi herkes diken üzerinde. Böyle bir uyarının gelmesi durumunda, bırakın gelmesini, karar verici merkezlerde konuşulması durumunda, hazırlık dosyanız ne kadar iyi olursa olsun, bu konudaki iradeniz ne kadar güçlü olursa olsun Avrupa Kültür Başkenti olmak hayaliniz suya düşecektir. Ve bütün bu çabalara- emeklere yazık olacaktır.
İşte size, bizim kendi ellerimizde yarattığımız ve dönüp turizmi de vuracak bir risk.
Kendi kendimize yarattığımız başka riskler var aslında. İnsanların egolarından kaynaklanan, ortak iş üretmek değil çatışmacılıkla kendini var etme alışkanlıklarımızıın yarattığı riskler bunlar.
Buna ilişkin örnekler de önümüzdeki yazının konusu...

 


27-01-2006 23:07

(Paylaşmak için önce 'Beğen'i tıklayınız.)
 
 
Kullanıcı Yorumları
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.

Yazıya Yorum Gönder
Başlık:
 
İsim yada Rumuz:
 
E-Posta:
     
Yorum:
 
Bunları Okudunuz mu?
Diğer Haberler
Yorumlar

ucuz uçak bileti plusFLY.com'dan alınır.