18.01.2017
Kullanıcı Adı:   Şifre:   Beni Hatırla

Yeni Üye  |  Şifremi Unuttum

Yazarlar - HALİM BULUTOĞLU
İstanbul 2010 projesi için, 2004'te ne yapıldı? Ne yapılıyor?

 

İstanbul 2010 projesi için, 2004’te ne yapıldı? Ne yapılıyor?
İstanbul’u doğru kentlerle karşılaştırmak başlıklı birinci yazımda, İstanbul’un Paris ve Londra gibi kentlerle karşılaştırmanın yanlışlığına dikkat çekmiş, hedeflerin doğru konulması gereğine işaret etmiştim.
Bu yazıda, İstanbul 2010 projesine getirmek istiyorum sözü. Yapılanlar ve yapılması gerekenleri tartışmak istiyorum.

2003 yılı sonunda İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan ve Bakan Mumcu İstanbul’un turizmde kan kaybına dikkat çekmişler ve iddialı hedeflerle topyekün bir silkiniş yaratmak istemişlerdi. 
Bu yaklaşımın sektörde, özellikle İstanbullu turizmciler arasında bir heyecan dalgasına neden olduğunu biliyorum. Ama bildiğim bir şey daha var ki, eğer hedefler doğru konmazsa ve konulan gerçekçi hedefler için doğru projelendirilmiş bir iş listesi çıkarılmazsa, bu iş listesini takip edecek patron olmazsa, yaratılan heyecan hızla sönümlenecektir.
Daha şimdiden, turizm sektörünün temsilcileri arasında, İstanbul 2010 projesinin, eğer altı doldurulmazsa demir filizli temellerden ibaret “sanayileşme hamlesi”ne dönebileceği konuşuluyor. 2004 yılında kullanılmak üzere ayrılan 100 trilyonluk kaynağın, yılın bitimine 4 ay kalmasına rağmen hangi somut projeler için kullanılacağı, ne için harcanacağı (ya da harcandığı) bilinmiyor. Sayın Mumcu’nun hiç değilse Eylül başında bu konuda basına ve sektöre, bilgi vermesi  gerekiyor.

Peki ne yapılmalı?
1- İstanbul 2010 projesinin turistler için değil önce İstanbullular için doğru bir proje olduğu iyi anlatılabilmeli ve sahiplenmeleri sağlanmalı.
Böyle bir şans var aslında. Çünkü projenin yaklaşımı doğru. Düne kadar sağlanan teşviklerle yapılan bir dizi turizm yatırımı, İstanbulluları turizme yabancılaştırmıştı. Çünkü yapılan yatırımlar İstanbul için değil dar anlamda turizm içindi. Ne pahasına olursa olsun konaklama kapasitesini, yatak sayısını artırmak içindi. Ve bu nedenle, tüm itirazlara rağmen, oldu bittilerle İstanbul’un tarihi silüetini bozan “Gökkafes”ler, Park Otelleri çıktı ortaya. Başbakan Erdoğan’ın projeyi açıklama toplantısındaki şu görüşü bu açıdan umut verici: ”Özellikle doğal ve tarihi çevrenin korunmasının sürdürülebilir bir turizm için ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu nedenle sadece kapasite ve sayılara odaklanmış tesis-işletme odaklı turizm anlayışını artık terkediyoruz.” 

2- Projenin koruma ve sürdürülebilirlik anlayışı yasal güvenceye kavuşturulmalı.
İstanbul’da büyük tesis odaklı turizm gelişmine baştan beri karşı çıkan Mimarlar Odası Başkanlarından Oktay Ekinci de konuyla ilgili yazısında altını çiziyor. “Başbakan ve Bakan tarafından yapılan  açıklamaların “bu içerikte” yaşama geçebilmesi için, özellikle yine 1980’lerin ve 1990’ların büyük yağmasına hukuksal dayanak  sağlayan Turizmi Teşvik Yasası’nda aynı hedefi güvenceye alabilecek değişiklikler henüz yapılmadı…”
Bilindiği gibi 2634 sayılı Turizmi Teşvik Yasası geçen yıl Temmuz ayında değişti. Ama bu değişiklik, sayın Ekinci’nin altını çizdiği gibi özellikle İstanbul için böyle bir güvenceyi sağlamıyor. Dolayısıyla Başbakan ve Bakan’ın İstanbul için önerdiği korumacı turizm anlayışını yasal güvenceye kavuşturacak değişiklik Turizm Teşvik Yasası’na hızla eklenmeli.

3- İstanbul’un patronu kim?
Açıklanan projenin sahibi kim? Adı üstünde, Kültür ve Turizm Bakanlığı denebilir. Ama Bakan Mumcu da biliyor ki, bu proje sadece Bakanlığın, hatta hükümetin projesi olamaz. Ya da sadece hükümet ve bakanlık iradesiyle yürütülemez.
İstanbul için özel bir yapılanmaya ihtiyaç var. Üstelik de yasal güvencesi olan, Bakanlığın yanı sıra, Büyükşehir Belediyesi, yerel belediyeler, İl Özel İdaresi ve ilgili meslek kuruluşlarıyla STK’ların yer aldığı bir yapılanmaya...Projenin sadece yerel değil uluslar arası kaynaklardan beslenebilmesi, yabancı fonların ve yatırımcıların ilgisinin çekilebilmesi için böyle bir yapılanma önem taşıyor. Kamuoyunun hassas olduğu “yeni bir vurgun ve yağma kapısı mı” sorusunu ortadan kaldırmanın da başka yolu bulunmuyor.

4- Hedefler gözden geçirilmeli
İstanbul’un 2010 yılında 10 milyar dolar turizm geliri elde etmesi bir hayal. 10 milyar turizm geliri elde etmek için İstanbul’a 20 milyon kişi getirmelisiniz. Çünkü Türkiye’ye gelen turistlerin kişi başı ortalama harcaması yaklaşık 700 dolar. Üstelik 700 dolar harcayan bu ziyaretçilerin büyük bölümü tatil için Antalya-Muğla bölgesine gidiyor ve ortalama kalış süreleri 1 hafta. Buna karşılık İstanbul, Roma, Paris gibi şehirlerde turistlerin ortalama kalış süreleri 3-4 günü geçmiyor. İstanbul’a gelen turistin ortalama harcaması da 500 doların üzerinde hesaplanmamalıdır.
Yılda 20 milyondan fazla turist çeken tek şehir var, o da Paris. İstanbul’la coğrafi konum açısından paralellik gösteren (Orta Avrupa’ya uzaklık) şehirler arasında ise yılda 7 milyonun üzerine çıkan bir yer yok. İstanbul’da ne yapılırsa yapılsın, 2010 gibi kısa vade sayılabilecek bir dönemde turist sayısını 7 milyonun üzerine çıkarmak neredeyse olanaksız gibi.

İstanbul deniz-kum turizmi merkezi de olabilir mi?
Denebilir ki, Antalya bölgesi için 5 milyon turist hedefi, bundan 10 yıl önce bir hayaldi. Ama ulaşıldı. Üstelik dört yılda 2.5 milyondan %100 artışla 5 milyona çıkıldı. Hedef daha da büyük. Doğru. Böyle bir gelişme yaşandı. Ama Antalya tatil turizminin, deniz-kum-güneş turizminin merkezi. Akdeniz havzasında hiçbir turistik destinasyon Antalya’nın performansını gösteremedi. Bu büyüme İstanbul için emsal oluşturur mu? Antalya’ya gidenler deniz-kum-güneş için gidiyor. Almanya ve Rusya Türkiye’ye en çok turist gönderen iki ülke. 2002 yılında Almanya’da 8000 kişiyi kapsayan araştırmada*, Türkiye’ye tatil için gidenlere sormuşlar, neden diye.  %64 deniz-güneş tatili demiş. %51 dinlenme, %25 ailemle tatil, %16 eğlence, %10 doğa, %7 macera(aktif) yanıtı vermiş. Anadolu turları diyenler %5, kültür seyahati diyenler de %4’te kalmış. İstanbul’un hangi kategoriye ve hangi yüzde dilimine girdiğini söylemeye gerek yok. 
Aslında deniz-kum güneş turizmi, dinlenme tatili, dünya turizmi içinde de büyük bir oranı oluşturuyor.
Başbakan tarafından açıklanan İstanbul 2010 projesinde, Kilyos bölgesine yatırım önemli bir unsuru oluşturuyor. Kilyos’un bir deniz-kum ve rekreasyon tatili merkezi haline getirilmesi öneriliyor. Bölgede, deniz kenarında ve orman alanı içinde kömür çıkarma amacıyla açılan ve terkedilen açık kömür ocaklarının “bir çevre kurtarma projesi olarak ele alınıp, yat limanları, golf alanları, günübirlik tesisler ile çeşitli spor, eğlence, dinlenme, kültür, konaklama gibi tesislerle zenginleştirilmek üzere planlı yatırım süreci”ne sokulacağından söz ediliyor bu açıklamada.
İstanbul Dergisi’nin düzenlediği Yuvarlak masa toplantısında Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Sayın Isev’e bu proje de soruldu. Projenin çerçevesi henüz çok net değil. Hazırlık yeni başlamış. Bu proje çevre koruma ve sürdürülebilirlik  açısından tartışılacak elbette. Bölgedeki maden ocaklarını kurtaralım derken, yaratılacak cazibe ve rant güdüsüyle, İstanbul’un kalan tek ormanlık alanına, şehrin kuzeyine doğru önlenemeyen bir göç ve yapılaşma dalgasının önü açılabilir. Hem kullanmak, hem de korumak mümkün ama Türkiye ve İstanbul örnekleri ne yazık ki hep olumsuz uygulama örnekleriyle dolu. Doğru bir plan ve uygulama bu açıdan çok önem taşıyor.
Kilyos bölgesinde ne tür yatırımlar olacağı ve konaklama tesislerinin tür ve kapasitelerinin ne olacağını bilmiyoruz. Ama bu bölgeden, bir Belek çıkmayacağını da görüyoruz. Ya da daha geniş bir alan düşünülecek ve Kilyos’tan başlayan, İğneada’ya kadar uzanan Karadeniz kıyı şeridi projelendirilecek. Bulgaristan’ın son iki yıl içinde Karadeniz sahillerinde yaptığı atılım ve bu atılım sonucu 2.7 milyona ulaşan turist girişi dikkate alındığında böyle bir projenin şansı yok da değil.
Ama İstanbul’da deniz-kum turizmi açısından değerlendirilebilecek tek yer Kilyos ve Karadeniz kıyıları mı? İstanbul 2010 projesinde Marmara kıyılarından hiç söz edilmiyor. Belki İstanbul 2023 projesinde ele alınacak, bilemiyoruz. Ama yatırımlar turistler için değil, önce İstanbullular için yapılacaksa, Marmara kıyıları dikkate alınmalı. Önce Marmara’nın deniz temizliğine daha fazla kaynak aktarılmalı. Tuzla’dan Silivri’ye kadar uzanan sahil şeridi İstanbulluların rahatlıkla denize girebilecekleri bir kıyı düzenlemesine kavuşturulmalı. Eminiz ki sonrası gelecektir. Kıyı şeridindeki konutların bir bölümü 2-3 yıldızlı otellere dönüşecektir. Yeni ve doğru bir konaklama arzı yaratılacaktır. Bir dünya cenneti olan İstanbul Adaları butik oteller ve aile pansiyonlarıyla yaz-kış tatil kapasitesi ortaya çıkaracaktır.

Sonuç
İstanbul 2010 Projesine, önce biz İstanbullulara daha yaşanılabilir bir kent ve çevre yaratacağı için  sahiplenmek gerekiyor. Eksiklerini, uygulama sorunlarını daha fazla konuşmak  bu açıdan önem taşıyor.
Bu yazıda ben, projenin rakamsal hedeflerini  karşılaştırmalı verilerle tartışmaya çalıştım ve bazı pratik önerilerde bulundum.
Hayalci rakamlar ve hedefler, gelecekte projenin doğruluğunu ve başarısını gölgede bırakmasın diye düşündüğüm için..

 

* (Studienkreis für Tourismus und Entwicklung’un Reiseanalyse 2002 sonuçlarından AKTOB ve AKSET için yaptığı araştırma-Temmuz 2002, Ekin Yazım Grubu Yayını)


 


28-01-2005 11:24

(Paylaşmak için önce 'Beğen'i tıklayınız.)
 
 
Kullanıcı Yorumları
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır.

Yazıya Yorum Gönder
Başlık:
 
İsim yada Rumuz:
 
E-Posta:
     
Yorum:
 
Diğer Haberler
Yorumlar

15-01-2017 12:00
Yorumlar